Hürriyet

9 Ocak 2016 Cumartesi

Şuan yanımda olsan...

Arkadaşlar iyi geceler herkese. Bu başlıkta bu yazıyı şimdi okuyanlar şuan yanında olmasını istedikleri kişiyle ne yapardın diye olmayacak bari hayal edelim diye yazdım. Benim istediğim kişi şuan yanımda olsa ona Nazım Hikmet'in Hoşgeldin kadınım şiirinin şu dizelerini okurdum;
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
Yorulmuşsundur,
Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını
Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var
Susamışsındır,
Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
Acıkmışsındır,
Beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
Memleket gibi yoksuldur odam..


8 Ocak 2016 Cuma

Rusya da ölüm gibi 1 hafta - 3

Evet arkadaşlar Rusya ile ilgili 3.cü yazım. Ne kadar milliyetçi olduklarından, temizlik anlayışlarının ne kadar pis olduğundan, akşam 6 dan sonra sokakta hayat olmadığından bahsetmek dahi istemiyorum. İnanın İstanbul gibisi çok az var, yok diyemiycem ama burda her an hayat var orda ise yok denecek kadar az gece klüplerinin dışında. Ayrıca kızlarının gerçekten güzel olduğunu söyleyebilirim. Bu kısımda şundan bahsedeceğim ki o da cuma namazıdır. Cuma günü oldu artık cuma namazını kılabilmek için cami arıyordum. Moskova da tarihi bir camimiz var 1994 yılında Türkiye tarafından yaptırılmış o sokağa girdim yalnız cami nin orda olduğunu bilmiyorum. Aşırı kalabalık var polisler falan var dedim heralde Putin geçecek bekleyeyim de göreyim adamı dedim. O sırada beyaz cübbeli 20li yaşlarda bir çocuk gördüm yanına gittim dedim hayırdır ne oluyor falan cuma namazı var dedi. Dedim ben de müslümanım cami arıyorum nerde falan gösterdi. Yani inanılmaz bir kalabalık ve Rus polisi sokağı kapatmış sokakta da kılanlar var her giren çıkanı arıyorlar güvenlik için. Cami ye doğru yürürken cami nin bahçe girişinde başörtülü ama mini etek giymiş iki kadın gördüm. Yaşlı bir müslüman amca da onlara bağırıyor anladığım kadarıyla buradan gidin erkekler namaz kılmaya geliyor burda durmayın gidin falan diyor. Kadınlar da adama bağırıyor gitmiyoruz duracağız diye ama herkes onlara bakıyor yani kadınlara değil mevzuya bakıyolar. Daha sonra daha genç bir adam o da müslüman yaşlı amcacaya bağırdı bırak dursunlar ne yapacaksın diye o da cevap verdi haram durmasın gitsinler. Kadınlar da Kur'an da böyle birşey yok başörtü diye birşey yok diyorlar ama hala sakız çiğneyerek duruyorlar orada. Neyse kadınlar sustu adamlar birbirine bağırmaya başladı bende o sırada abdest alıyorum. Arkamı bir döndüm daha genç olan yaşlı amcaya bir yumruk attı garip yaşlı adam da yere düştü. Kendi kendime dedim ya cuma cuma yazıktır falan sonra ayırdık adamları ikiside farklı yerlere gitti. Cumayı kıldık çıktık baktım kadınlar gitmiş. O an olayları anlamamış şaşırmıştım hani polisler de izin verdiğine göre kadınlar müslümandır falan sandım çünkü çıkışta para da dilenmişler. Neyse bir kaç gün sonra moskova dan st.petersburg'a geçiyorum bir baktım karşımda tren de oturun o iki kadından biri başında başörtü yok daha dekolte falan giymiş mini etek falan. O an anladım ki onlar orda provakasyon için varlar ve sürekli böyle gidip geliyorlar. Kadının yanına gittim bir şey sorabilir miyim dedim ama bir yandan da korkuyorum kadın rus ben turist bunlar milliyetçi kesin beni linç ederler falan ama bir yandan da sormak istiyorum neden öyle bir şey yaptınız diye. Gittim yanına eğildim elimde harita var haritadan bir yer sorar gibi can ı ask something dedim. Kadın şükür ki ingilizce bilmiyormuş. Rusça hayır dedi zaten bana. Belki de biliyordu da bilerek öyle dedi bilmiyorum. Bu da öyle bir anıydı. Daha sonra anlatacağım hava alanında ve metro da kalma hikayesine okuduğunuz için teşekkür ederim..

7 Ocak 2016 Perşembe

18.10 Kabataş-Kadıköy Vapuru

İyi akşamlar arkadaşlar şuan 18.10 kabataş kadıköy vapurundan bildiriyorum sizlere benle bu anı hayal edin. Vapurun üst açık kısmına saat tam da 6 yı 10 geçe gittiğinizi düşünün. Vapurdasınız yol aldınız iskeleden yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz artık. Bir yandan dalga sesleri gelmeye başladı, bir yandan rüzgarın hafif esintisini hayal edin. Akşam karşınızda Sülaymaniye'nin ışıkları sağ tarafınız da Galata'nın eşsiz duruşu, arkanızda boğaz köprüsü ve tek başına asaletiyle duran Kız kulesi. Tam Kız kulesinin önünden geçtiğinizi vapurun hafif sağa sola salladığını, rüzgarın saçlarınızı hafifçe kaldırdığını, uçurduğunu hayal edin. Kulağınızda da sevdiğiniz en güzel şarkının çaldığını ve dudaklarınızla da onu mırıldanarak tam boğazın ortasından geçmekte olduğunuzu hayal edin. Şimdi başınızı kaldırın tam karşınız da Topkapı sarayı tüm geçmişiyle gözünüzde canlandırın. Bir zamanlar sizin olduğunuz nokta da padişahlar sultanlar boğazı geçmekteydi. Padişahlar sefer kararı aldığında tam sizin olduğunuz noktadan karşıya Üsküdar'a geçer ve orda otağ kurulmasını emrederdi. Ne efsanevi bir yerde olduğunuzu şimdi de böyle hayal edin. Şimdi şarkınızın sözlerine kulak vererek onu mırıldanıp devam edin. Biraz daha ilerlediniz artık akşam olmuş. Arkanızda Haydarpaşa garı o da tüm acı ve sevinç dolu geçmişiyle arkanızda. Bir zamanlar aşıkların kavuşma veya ayrılma noktasıydı. Bir yanda hüzünün bir yanda sevincin yaşandığı yerdi. Şimdi onlara tanık olduğunuzu hayal edin. Önünde uçsuz bucaksız bir deniz, karanlıklar içinde altında ise kendinizi hayal edin. Nerde olduğunu neye gittiğini gittiğinde ne olacağını kiminle olacağını hayal et. Yada hiç bir şey yapma bu 20 dakikalık sefer sırasında boş boş otur..

Gecenin Şiiri 2

Konuşmam yetmiyormuş gibi,
düşünmeye de başladım. En kötüsü
buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden
konuşsaydım kimse bir sey demeyecekti.
Ama Ben düşündüğümü söylemeye
kalktım...

Yusuf Atılgan


6 Ocak 2016 Çarşamba

Perdenin arkasından Kıskanmak!

Aşk üzerine anlatılmış çok gerçek hikayeler ve masallar vardır. Her biri de kavuşamamıştır. Çünkü aşığın ah etmesi gerek yoksa o aşık değildir yoksa o aşk dan bahsedemez. Başlık üzerinden gidelim. Aşk sevgiliye kavuşmak mı, kavuşunca mı aşk olur yoksa kavuşamayınca mı. Çünkü eskiler derki kavuşursan meşk olur kavuşamazsan aşk olur. Bilmiyorum sizce nedir? Şöyle birkaç şey söyleyebilirim. Yalnız başına oturunca veya bir toplum içinde oturunca ordasın ama aklın ruhun başka bir yerdeyse aşk olur. Burda ki aşka sadece dünyevi aşkı gözüyle bakmayın. Arayan neyi arıyorsa aşk odur. Şimdi konu dan konuya atlayacağım ama şunu da anlatmam gerek bu tamamen düşüncem dışında gerçekleşti. İbrahim Ethem Hz. vardır bilen bilir. İbrahim ethem her namazı kılışından sonra Allah'a yalvarırmış Ya Rabbim benim içimi ruhumu kalbimi sana aç gönlümün gözünü aç ki gerçeği artık göreyim. Her zaman sarayın da has odasın da namaz kılarken hep ağlayarak yalvarırmış. Neyse bir gün tahtında uykuya dalmış, bedeni uykuda ruhu uyanık imiş. Sarayının çatısından o sıra bazı sesler gelmiş ve İbrahim Hz. uyanmış bir de bakmış ki has odasının çatısında bir adam gezer durur imiş. İbrahim Hz. şaşkın sen ne yapıyorsun orda demiş. Adam da ben aşağı köyde çobanım kuzularım buraya kaçtı onları ararım demiş. Bunu duyan İbrahim Ethem gülmüş be hey sen deli divane misin çatı da kuzuların olduğu nerde görülmüş öyle şey olur mu. Çoban asıl sensin divane deyince İbrahim Ethem şaşırmış ve kızmış. Çoban devam etmiş sözlerine: Sen burada sıcak yatağında tahtında Allah aşkını ararsın da deli divane olmazsın ben mi olucam. Bunun üzerine İbrahim Ethem uyanır ve ağlayarak bitap düşer kendini vurur yollara... Yine ayrı yerlere gitti hikaye böyle bir kıssanın üzerine bu hikaye yi anlatıp aklınız karışmasın daha sonra 'perdenin arkasından kıskanmak' yazıma devam ederim...

Gecenin Şiiri

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim.
Biz de soluk alıp vermekteyiz,
Yani her insan gibi sevmekteyiz,
Sevilecek şeyleri.
Bir kır çiçeğini çimeni toprağı börtü
böceği,
Kurban bayramlarında kınalı koçları
başları eloyası
işlemeli yemeni ile kapalı,
bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
pencere kenarlarında oğullarını
bekleyen anaları.

Kalbim ağrıyorsa da kardeşim
Gönlüm bulanıyorsa
tedirginsem kuşkuluysam
kalın kitapların yazdığına bakarsan
acaip suçluysam
havada ihanet dışarıda sıcak
duvar da yazılar
kalbimizde acılar varsa da
bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim.

Mektubun geldi bugün haziran
kimselere göstermediğin ak saçlarının
kıvrımlarından
haberin geldi
haberin geldi iki damla gözyaşın kağıtta
çok bakarsın yağmur yağanda
ıslak ve buğulu camların ardından
bilirim
bilirim, acı
nasıl oturur adam yüreğine
ne var yani işte
iyiyim diyorum ya
inan olsun iyiyim anne
insan gerçekten iyi oluyor, iyiyim
dedikçe
bak üzülme
yazıyorum bir daha
nolur üzülme
üzülmüyor analar
oğulları üzülmüyorum dedikçe

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
biz de soluk alıp vermekteyiz,
yani her insan gibi sevmekteyiz,
sevilecek şeyleri.
Bir kır çiçeğini, çimeni, toprağı börtü
böceği
kurban bayramlarında kınalı koçları
başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
pencere kenarlarında oğullarını bekleyen
Anaları..

İbrahim Sadri

5 Ocak 2016 Salı

Yeni Milliyetçilik Nidaları!

Dostlarım, sizlere bugün kendini yavaş yavaş ortaya tekrar çıkartmaya başlayan milliyetçilik, ırkçılık nidalarından bahsedeceğim. Tıpkı Osmanlı zamanın da 1700'lerde olduğu gibi şimdi de bu ses Fransa dan yıllar önce aslında çıkmaya ve her yıl kendi içerisinde ve bölgesinde büyüyerek gelmeye devam etmeye başladı. Avrupa da ve Amerika da belli yerlerde ve belli zamanlarda bunları duymaya başladık. Ve tahminlerime göre birkaç yıl içerisinde bu ses tüm dünyaya duyurulacak ve çizgiler yeniden değişecek ama bunun yeri bu sefer doğu olmayacak avrupanın tam ortasında olacak bu olay. Bir kaç örnekle bir piramit gibi taban dan tavana doğru çıkmayı düşünüyorum. Taban dan başlarsak bunu Türkiye ve Müslümanlar olarak 2 ye ayırmam gerekiyor. Örneğin yakın zaman da Rusya da olacak olan seçimlerin şuan ki Türkiye Rusya geriliminin en temel sebeplerindendir. Nedeni Putin merkez sağı kaybetmek üzere ve oyların yaklaşık %30'u ordan geliyor bu yüzden kendine güçlü bir düşman yaratması gerekiyordu. Ukrayna tutmadı çünkü dinleri ortak noktaları tamamıyla kendilerinden olmayan tek güçlü devlet Türkiye bu yüzden şuan ki gerilim hala devam ediyor tabii başka sebeplerle birlikte. 2016 yazında bu sorun ortadan kalkacaktır en geç. Buna bir örnek de Fransa'yı verebiliriz Sarkozy dönemi seçimlerinden hemen önce bilindiği üzere Fransa parlamentosunda sözde Ermeni Soykırımı tanındı ve onaylandı. Onlarında amacı Rusya ile aynıydı. Ve sonuçlarını bir sonraki seçimlerde aldılar. Merkez sağ Fransa da tekrar çok yüksek bir şekilde ortaya çıktı. Buraya ayrı değineceğim. Şimdi Müslümanlar üzerinden tekrar aynı şeyler yapılıyor.Örneğin Amerika başkanlık seçimlerin Trump'ın yaptığı gibi daha bugün tanıtım filminde yine ülkeye müslümanları almayacağız diye bir tanıtım filmi yayınladı ve Meksika sınırına bir duvar örülüp göçmenlerin geçmesine izin verilemeyeğini söyledi. Bunların ard arda yapılmasının sebepleri kendi menfaatleri tabi ki de değil kendi ideolojik fikirleridir. Arkadaşlar dünya siyaseti birkaç yıl içerisinde çok karmaşık bir hal alacak. Bir Hristiyan Müslüman savaşından bahsetmiyorum veya Yahudi İslam savaşı böyle bir şey yok. Her yapı kendi içerisinde kendine bir düşman belirleyecek. Bu da ayrı bir konu. Milliyetçilik nidalarına geri dönelim. Fransa da bilindiği üzere 1700 lerde başlayıp imparatorlar yıkıp yenı devletler ortaya çıkaran bu 'Milliyetçilik' kelimesi kendini yine Fransa da 1995 den beri ortaya çıkartıp sistemli bir şekilde büyüyerek getirdi. Fransa Le Pen adında bir abimiz uzun zamandır bunu her yerde küstahca ortaya attı. Dediklerinden bir kısmı: Fransa Fransızlarındır biz den olmayan ama bizim vatandaşlığımıza gelenler asıl Fransız değildir. Biz neden kendi paramız Frangı kullanmıyoruz da ne idüğü belirsiz avro yu kullanıyoruz. Bırakın şu avrupa kozmopolizmini kendimize dönelim sınırlarımızı tekrar çizelim. Fransa da asıl Fransızlar yaşasın Müslümanlar Yahudiler değil hepsini kovalım... Bu şekilde devam eden oldukça sert açıklamaları vardır ve 1995 de oyları %10 nun altında iken şuan %25'in üzerindedir ve Avrupa 'euronat' yani Avrupa Milliyetçiliği kurumunu kurup baya da destek almaktadır. Özellikle Alman nazilerden İsveç ten Danimarka dan ve Rusya dan destek alıp büyümektedir. Arkadaşlar ayrıca Avrupa daki ekonomik durgunluk sebebiyle özellikle orta sınıf ve alt (işçi) sınıfından aldığı destek gün ve gün büyüyor yani sol artık kendi fikirlerini somutlaştıramayıp bir yandan sağın kuvvetlenmesine yardım ediyor ve eğer merkez sağ avrupa da tekrar kendini gösterecek güce ulaşırsa yakında Avrupa Birliği dahil olmak üzere her şey değişebilir ki benim düşüncem bu gidişat birkaç yıl içerisinde Avrupa siyasetinin kökünden değişeceği yönündedir...