Hürriyet
5 Ocak 2016 Salı
4 ocak tan 20 dakikalık bir hikaye.
Arkadaşlar iyi geceler herkese. Bugün sonu belki de güzel bir şekilde bitecek bir şey yaşayacaktık ki olay kahramanlarından biri olan arkadaşım ( ismini malesef veremiycem ) herseyi bitiren bir kelimesiyle nokta koydu ve bitirdi. Olay neydi peki? Okuldan çıktık 2 tane sınava girmişiz Vodafone da kahve dünyasinda bedava kahve olayı var gidip kahve içelim biraz kafayi toparlayalım dedik. Paramız olmadığından değil öğrenciyiz yani. :) neyse her zaman gittigimiz yerden kapalı çarşı dan gittik ama yolu karıştırdık muhabbet sonrasi uzattık falan gittik sonra kahvelerimizi aldık içtik. Saat 5 gibi çıktık karaköy den her zaman olduğu gibi vapurla kadıköy e geçeceğiz. Son zamanlar da hep alt taraf da oturuyorduk ve sürekli bir böcek geliyordu yanımıza değişik birsey bu sefer öyle olacak mı diye üst kata çıktık. Ama bir yeri atladım vapura binmeden önce iskelenin karşısında dondurmalı irmik helvası satan bi abimiz var onun orda baya para kazandığıni biliyoruz yine doluydu turistler falan vardı yanına gidip biraz durduk ama daha önce ne Ben ne arkadaşım yedi ondan. Neyse vapura binip yukarı çıktık 2 tane 20li yaşlarda kız arkadaşlar ellerine almış dondurmalı irmik helvası yiyor arkalari da boş o tarafa geçerken bende onları gösterdim arkadaşa almış bunlar bile yiyor diye. Tam oturduk karşılarına oturur oturmaz bize bakmaya başladılar. Ve arkadaşımı bilen bilir sürekli nerde olursa olsun öyle bir havası var ki herkesi her seyi bi anda çekebiliyor bize :). Tam 20 dakika abartısız baktılar göz göze gelmeler falan dedik abi kahve falan içelim ya bisey olmaz cüzdanları kontrol ettik yetecek para var mı diye 4 kisi için neyse var hallettik. Bakışmalar devam ediyor tabi hala vapur yanaştı iskeleye biz oturuyoruz onlar oturuyor kimse kalkmadı. Vapurdakiler artik nerdeyse herkes indi biz kaldık. Aynı anda kalktık dördümûz birden birkaç adım kaldı hani selam vermek için falan tam o anda arkadaşımın telefonu çalıyor. Arayan sevgilisi hala neden inmediniz iskelede sizi bekliyorum sana süpris yapıcaktım diyor. Ve biz ordan hızlıca uzaklaşıyoruz...
4 Ocak 2016 Pazartesi
Rusya da ölüm gibi 1 hafta - 2
Sevgili , değerli okurlarım arkadaşlarım merhabalar iyi akşamlar. . Bugün Rusya anılarım dan bıraktığımız yerden devam edelim. Ilk gün planladığım gibi geçmedi booking de ayarladığım hosteli bulamadim ara sokak ta baska bir yer buldum ve 1 tane yatak boş vardi aldim geçtim artik yapacak birsey yoktu. Benle birlikte oda da 1 kız 2 erkek daha vardi oda 6 kişilikti kız rus erkeklerin biri iranlı biri amerikali pek fazlan konuşkan degillerdi. Neyse o aksam ciktim dışarı gece klubüne gittim canlı muzik falan çok güzeldi herkes sarhoş tek Ben ayıktım diyebilirim hatta şöyle bir olay oldu 8 kisilik bi grup vardi karışık kız erkek erkeklerden 3ü kalkti dans falan ediyorlardi sonra birden kavga ettiler bildiğin göz burun falan dağildi ve kimse ayirmiyordu daha sonra tekrar kolkola girip mekandan çıktilar kafalari baya iyiydi. Neyse 2.gün sabah kahvalti ya çiktim kızıl meydana adamların kahvalti kültürü yok yani girdim bi yere açık büfe vardi ama hiç kahvaltilik yoktu. Kuru pastalar, tatlılar, salatalar falan birde yaninda alkol yani bunlar kahvaltiyi böyle yapiyordu. Tek çay içen bendim orda digerlerinde önlerinde tatlı ve alkol baska birsey yoktu. Ve ödeme şekli de bizim gibi yedikten sonra değil, bölüm bölüm tatlılarin kismi aldiktan sonra orda ödüyosun, tuzlular diger kendi tarafinda alkol yine öyle. Bende macera arıyorum tabi her bölüm den farkli farkli seyler aldim ( alkol hariç ) ve hiçbirinde hesap ödemedim bunu farkli bi sekilde havaalaninda da yaptim. 1 hafta falan bazı yerler haric pek hesap ödemedim. Akliniz da bulunsun dikkat ederseniz sorun olmadan siz de halledersiniz. Bir de dikkat ettigim bir sey vardi ki o da Rus bayan arkadaşlar. Yani görebildiğim kadar söyleyebilirim ki arkadaşlar orda ki kızlar burda ülkemizde make oyuncu yani o kadar güzeller ve yanlarında ki erkekler ise burda ki bağcılar çocuklari abartmiyorum inanın. Hatta şöyle bir örnek vereyim havaalaninda bir abiyle taniştim 35 yaşlarında antalya da masör kendisi. Neyse sohbet falan ettik dedim niye geldin benim hanım burda dedi. Dedim rus mu evet dedi. Dedim abi türkiye de kız mi yoktu niye böyle yaptin falan. Dedi ki türk kızlarin tribi çekilir mi ya burda hic öyle Bisley yok bunlar türk erkeklerine hasta ne istesem yapiyor şimdi dini nikahini yaptik sonra bana davetiye falan yolluycak artik burda yaşiycaz. Yaşayacaklari yerde sibirya da bir kasaba baykal gölüne çok yakin. Dünya nin en güzel yerlerinden sayılır. Dedim ne yapicaksin para falan çantaci açicam dedi hic bi yerde görmedim yoktu. Tabi şuan ki Rusya krizinde ne durumda bilmiyorum. Evet arkadaşlar 2. Gün böyle geçti bikaç olay daha var onlari da bikaç güne paylaşırım.
3 Ocak 2016 Pazar
AB ile Türkiye İlişkileri
Arkadaşlar merhaba.. Bugün yazmış olduğum blog da 2015'in son günlerinde açıklanmış olan Türkiye'nin AB ilerleme raporunu sunacağım sizlere. Çünkü yarın AB sınavım var çalıştıklarımı da yazarak iyice aklımda kalmasını sağlayabilirim. Neyse bu yıl açıklanan rapolar da 7 fasıl da ilerleme kadetmemiz gerektiğini söylemişler ki bu fasıllar gerçekten komedi. Nedeni bu değerlendirmeleri yapanlar gelip burda yapmadan masa başında yapıyorlar. Örnek fasıl 24: Adalet, Özgürlük ve Güvenlik konu başlıkları. Açıklamaya göre ülkemiz buna hazırlıklı ve ilerleme kaydedilmiş. Bu fasılın içinde göçmenler, vize, terörle mücadele, iltica vb. gibi konular da var. Şuan dünya da bu başlıklarla ilgilenen gerçek anlamda başka ülke var mı sizce? Özellikle göçmen ve terörle mücadele. Ülkemiz son rakamlara göre 2.2 milyon suriyeli ve ıraklı mültecilere hem çadırlarda kamplarda hem şehirlerde ev sahipliği yapıyor ki bunlar resmi rakam. Bizi bu konuda desteklemişler sağolsunlar biz de onlara bu konu da destek için Ab - Türkiye eylem planı sunduk ve ab komisyonu da memnun kalmışlar bu kadar sadece memnun kalmışlar destek sonra. Bir diğer fasıl ise 25 o da Bilim ve Araştırma şüphesiz ki orda ve diğer tüm fasıllar da ilerleme kaydetmişiz ama hala bir şey yok neyse. Bu fasılda da üniversitelerin araştırma ve yenilik alanında kobi ile ilişkisini arttırması lazım ve ulusal finansmanı arttırması ve bu kaynağı Avrupa Araştırma alanı eylem ilkelerine uygun olması lazımmış. Bir diğer fasıl 27 Çevre ve İklim değişikliği konusunda. Burda da hazırlıklı durumdayız ve ilerleme olmuş yine. Ve bizden beklenen geçenlerde açıklanan paris iklim antlaşması na uymak ve vatandaşlara anlatmak. Çevresel etki değerlendirilmesi mevzuatının doğru bir şekilde uygulanması gibi. Fasıl 26 Eğitim ve Kültür: Burda biraz ayrıntılı bilgi vermişler nedeni ise Avrupa ortalamasının çok altındayız ki nüfusa orantılarsak aslında aynı düzeydeyiz diyebilirim. Bu alanda da eğitim şartlarının düzeltilmesi, kız çocuklarının eğitime kazandırılması ve kültür alanın da temel referans olan Unesco sözleşmesinin onaylanması lazım. Fasıl 10: Bilgi Toplumu ve Medya: Bu konuda da kısmen hazırlıklı ve ilerlemeler olmuş ama bazı konularda eksi kalemdeyiz. Nedeni ifade özgürlüğü, gizliliğin, kişisel verilerin yeterli seviye de korunamaması. Bu yüzden finansman ve gözetim başta olmak üzere, elektronik haberleşme alanında kurumsal bağımsızlığın güçlendirilmesi, internet ortamında ifade özgürlü, özel hayatın gizliliği konularına dikkat edilmesi ve dijital yayına geçişin tamamlanması. Fasıl 11: Tarım ve Kırsal kalkınma bu fasıl da da oldukça başarılıyız raporlara göre sadece canlı sığır ve sığır eti ithalatında kısıtlamaları tamamen kaldırması. Son fasıl ise Fikri Mülkiyet hukuku: Bu konu da da özellikle korsancılık ve taklitçilikle ilgili cezai yaptırımların arttırılması ve mevcut girişimlerin ötesinde fikri mülkiyetin korunmasına ilişkin farkındalığı daha da arttırılması gerekmektedir. Bu kadar gelişme varken halen bu konuyu uzatmalarını varın siz düşünün.
2 Ocak 2016 Cumartesi
Bir Özgürlük Serüveni
Arkadaşlar, dostlar, kardeşler;
Yaşadığımız her an için halimize ülkemize ne olursa olsun şükretmek durumundayız. Daha iyisi niye yok diye değil daha kötüsü olmadığı için şükretmek zorundayız. İnsan doğasının en önemli kavramlarından biri özgürlüktür. Yüzyıllar boyunca özgürlük için insanlar savaş yapmışlardır hem kendileriyle hem başka milletlerle. Çünkü doğamız gereği buna baş kaldırmak zorundayız. Şimdi size bir çoğunuzun tanımadığı bir isimden bahsedicem. Bedeni küçük ama ruhu kocaman bir çocuktan. Özgürlüğü savunan bir direnişçi. Iqbal Masih. Pakistanın en yoksun bölgelerinden biri olan Mudrike de doğdu bu kardeşimiz. Iqbal Masih 4 yaşına geldiğinde ise tüm akrabaları gibi 600 rupi yani 16 dolar karşılığında halı dokuma fabrikasına çalışmak üzere satıldı. Burada haftanın 7 günü 14 saat çalıştırıldı. 10 yaşına geldiğinde ise sadece 27 kiloydu. Çocuk çalıştırmanın yasak olduğunu öğrendiğinde ise fabrikadan kaçan iqbal masih daha sonra polisler tarafından yakalanarak tekrar fabrikaya götürüldü. Çevresinde kendisi gibi konuşmaya bile korkan 30 çocukla 6 sene yaşadı. Çocukların hemen hepsine sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar su ve ekmek veriliyordu. Tabi bununda bir sebebi var onları mümkün olabildiğince küçük tutabilmek. Çünkü en pahalı halıları o küçücük parmaklar dokuyabiliyordu. Cezaların çok ağır olduğu bu kölelik sistemine iqbal daha bebek sayılabilecek yaşta girmesine rağmen 6 yaşına bastığı anda isyan etmeye ve çocukların bakıcılarına kök söktürmeye başlamıştı bile. Kötü beslenme şartları ve iki büklüm saatlerce oturma şartlarından sonra iqbal bi türlü gelişemedi. 10 yaşındayken hala 5 yaşında bir çocuğun kilosuna ve boyuna sahipti. Omurgası yamulmuştu ve ömrünün sonuna kadar böbrek sorunlarıyla mücadele edicekti. 6 yıl boyunca tutsak bir halde yaşam mücadelesi veren iqbal bi gün kasaba da bir atlantis toplantısı olduğunu duydu. Aldığı büyük riske rağmen günün sonunda bir şekilde diğer çocuklarında yardımıyla ve onlara geri döneceğine dair söz vererek bu toplantıya gitmek üzere yer altındaki köhne den kaçtı. Orada 10 yaşındaki iqbal Pakistan devleti tarafında peşki yani bir çeşit tefecilik borcunun yasadışı ilan edildiğini öğrendi. Derneğin lideriyle konuşup yardımını isteyen İqbal kısa sürede onu köle taciri patronunun elinden kurtaracak gerekli evrakları topladı. Evraklarını fabrika sahibine bizzat kendisi götürmek istiyordu. Çünkü orada arkadaşlarına seslenebilecekti. Korkmayın herşeyi öğrendim benimle gelin sizler özgürsünüz. Fabrikaya geri dönüm evrakları adama verdiğinde patron öfkesinden kendini kaybetse de hiç birşey yapamadı ve masih diğer çocukları da peşine katarak il gününde 34 çocuğu özgürlüğüne kavuşturdu. Küçük bir bedene sahip olmasına rağmen büyük bir ruha sahip olan İqbal Masih köle gibi davranılan ve küçük yaşta olmasına rağmen ağır şartlarda çalıştırılan çocukların özgürlüğü için büyük bir çaba gösterdi. Konuşma yeteneği, cesareti ve azmiyle Pakistanı kuşkusuz etkileyen Masih daha önce korktuğu mafya kendisinden korkar hale geldi. İsviçre ve Amerika da bir çok okulda konuşma yapan Iqbal farkında olmadan başka çocuklarından hayatını değiştiriyordu. Çocuk işçiliğine karşı verdiği mücadele dünya da büyük yankı uyandırırken 1995 yılında henüz 12 yaşındayken öldürüldü. Ve herkes susturuldu ölümü örtbas edildi. Fakat öyle bir akım başlattı ki onun etkilediği çocuklardan biri olan Crack Keırburgıll devam etti ve 650 den fazla okul açtı...
Yaşadığımız her an için halimize ülkemize ne olursa olsun şükretmek durumundayız. Daha iyisi niye yok diye değil daha kötüsü olmadığı için şükretmek zorundayız. İnsan doğasının en önemli kavramlarından biri özgürlüktür. Yüzyıllar boyunca özgürlük için insanlar savaş yapmışlardır hem kendileriyle hem başka milletlerle. Çünkü doğamız gereği buna baş kaldırmak zorundayız. Şimdi size bir çoğunuzun tanımadığı bir isimden bahsedicem. Bedeni küçük ama ruhu kocaman bir çocuktan. Özgürlüğü savunan bir direnişçi. Iqbal Masih. Pakistanın en yoksun bölgelerinden biri olan Mudrike de doğdu bu kardeşimiz. Iqbal Masih 4 yaşına geldiğinde ise tüm akrabaları gibi 600 rupi yani 16 dolar karşılığında halı dokuma fabrikasına çalışmak üzere satıldı. Burada haftanın 7 günü 14 saat çalıştırıldı. 10 yaşına geldiğinde ise sadece 27 kiloydu. Çocuk çalıştırmanın yasak olduğunu öğrendiğinde ise fabrikadan kaçan iqbal masih daha sonra polisler tarafından yakalanarak tekrar fabrikaya götürüldü. Çevresinde kendisi gibi konuşmaya bile korkan 30 çocukla 6 sene yaşadı. Çocukların hemen hepsine sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar su ve ekmek veriliyordu. Tabi bununda bir sebebi var onları mümkün olabildiğince küçük tutabilmek. Çünkü en pahalı halıları o küçücük parmaklar dokuyabiliyordu. Cezaların çok ağır olduğu bu kölelik sistemine iqbal daha bebek sayılabilecek yaşta girmesine rağmen 6 yaşına bastığı anda isyan etmeye ve çocukların bakıcılarına kök söktürmeye başlamıştı bile. Kötü beslenme şartları ve iki büklüm saatlerce oturma şartlarından sonra iqbal bi türlü gelişemedi. 10 yaşındayken hala 5 yaşında bir çocuğun kilosuna ve boyuna sahipti. Omurgası yamulmuştu ve ömrünün sonuna kadar böbrek sorunlarıyla mücadele edicekti. 6 yıl boyunca tutsak bir halde yaşam mücadelesi veren iqbal bi gün kasaba da bir atlantis toplantısı olduğunu duydu. Aldığı büyük riske rağmen günün sonunda bir şekilde diğer çocuklarında yardımıyla ve onlara geri döneceğine dair söz vererek bu toplantıya gitmek üzere yer altındaki köhne den kaçtı. Orada 10 yaşındaki iqbal Pakistan devleti tarafında peşki yani bir çeşit tefecilik borcunun yasadışı ilan edildiğini öğrendi. Derneğin lideriyle konuşup yardımını isteyen İqbal kısa sürede onu köle taciri patronunun elinden kurtaracak gerekli evrakları topladı. Evraklarını fabrika sahibine bizzat kendisi götürmek istiyordu. Çünkü orada arkadaşlarına seslenebilecekti. Korkmayın herşeyi öğrendim benimle gelin sizler özgürsünüz. Fabrikaya geri dönüm evrakları adama verdiğinde patron öfkesinden kendini kaybetse de hiç birşey yapamadı ve masih diğer çocukları da peşine katarak il gününde 34 çocuğu özgürlüğüne kavuşturdu. Küçük bir bedene sahip olmasına rağmen büyük bir ruha sahip olan İqbal Masih köle gibi davranılan ve küçük yaşta olmasına rağmen ağır şartlarda çalıştırılan çocukların özgürlüğü için büyük bir çaba gösterdi. Konuşma yeteneği, cesareti ve azmiyle Pakistanı kuşkusuz etkileyen Masih daha önce korktuğu mafya kendisinden korkar hale geldi. İsviçre ve Amerika da bir çok okulda konuşma yapan Iqbal farkında olmadan başka çocuklarından hayatını değiştiriyordu. Çocuk işçiliğine karşı verdiği mücadele dünya da büyük yankı uyandırırken 1995 yılında henüz 12 yaşındayken öldürüldü. Ve herkes susturuldu ölümü örtbas edildi. Fakat öyle bir akım başlattı ki onun etkilediği çocuklardan biri olan Crack Keırburgıll devam etti ve 650 den fazla okul açtı...
Rusya da ölüm gibi 1 hafta..
Arkadaslar merhabalar.. öncelikle göstermiş olduğunuz ilgiye çok Teşekkür ederim.
Bugün farkli bir durumdan bahsedicektim yalnız sabah rusya ile ilgili bir haber okuduktan sonra sizlere rusya da ki anılarımdan bahsetmek istedim. Çünkü haberde rus vatandaşlarının karakterlerinin birbirinden farklı olduğunu söylüyordu ve gerçekten de öyle bazılari çok yardimsever ki bir tane görebildim. Bazıları çok ırkçı bazılari dünya dan uzak habersiz boş takılan bazılari koyu dinci falan filan. Ilk gittigimde daha uçaktan iner inmez çıkışta direk polislerin dikkatini cektim çünkü sakallarim baya uzundu neyse ki tipten kurtardim. Havaalaninda moskova ya geçicez trene bindim yanima da benle ayni uçak ta gelen 30 yaşların da sarışın bir bayan oturdu. Bi 20 dk falan geçti sonra muhabbet etmeye başladık gideceğim hosteli falan sordum kızıl meydana yakın dedi bende o tarafa gidiyorum seni götüreyim arabamla Ben de tamam dedim. Çıktik terminal den arabasına gidiyoruz yemek falan yedin mi dedi yedim falan çok ilgilendi sonra bi de üstüne beni yarım saat gezdirdi moskova da sonra şurdan metroya bin bi durak sonra in dedi. Onlarin metro su da 100 yıllık falan yukarda m işareti var ama Ben müze sandim öyle bi metro durakları var. Neyse girdim içerisi karışık baya ve ingilizce anons falan da yok neyse ki biraz rusça biliyorum alfabeden falan anladım hangi durağa gidiceğimi. Ćiktim sonra birilerine sorayim dedim millet ingilizce biliyor ama milliyetci oldukları için konuşmuyolar çok sinir oldum ama iyi yanlarından biri her yerde free wifi var o sayede buldum gideceğim yeri gittim yerlestim. Sonra çikti geziyorum elimde marketten aldigim bikac bisey var yedim çöpe attim atarkende rüzgardan uçmuş gitmis arkadan birileri bağırıyor ama hiç üstüme alinmadim biri geldi omzumdan tuttu al bunu çöpe at dedi. Ben şok giderli falan konustu tek de değil tamam abi dedim 😀 1 hafta kaldim havaalanlarinda yattim metro da yattim ilerleyen günlerde devam edicem bu hikaye ye :)
Bugün farkli bir durumdan bahsedicektim yalnız sabah rusya ile ilgili bir haber okuduktan sonra sizlere rusya da ki anılarımdan bahsetmek istedim. Çünkü haberde rus vatandaşlarının karakterlerinin birbirinden farklı olduğunu söylüyordu ve gerçekten de öyle bazılari çok yardimsever ki bir tane görebildim. Bazıları çok ırkçı bazılari dünya dan uzak habersiz boş takılan bazılari koyu dinci falan filan. Ilk gittigimde daha uçaktan iner inmez çıkışta direk polislerin dikkatini cektim çünkü sakallarim baya uzundu neyse ki tipten kurtardim. Havaalaninda moskova ya geçicez trene bindim yanima da benle ayni uçak ta gelen 30 yaşların da sarışın bir bayan oturdu. Bi 20 dk falan geçti sonra muhabbet etmeye başladık gideceğim hosteli falan sordum kızıl meydana yakın dedi bende o tarafa gidiyorum seni götüreyim arabamla Ben de tamam dedim. Çıktik terminal den arabasına gidiyoruz yemek falan yedin mi dedi yedim falan çok ilgilendi sonra bi de üstüne beni yarım saat gezdirdi moskova da sonra şurdan metroya bin bi durak sonra in dedi. Onlarin metro su da 100 yıllık falan yukarda m işareti var ama Ben müze sandim öyle bi metro durakları var. Neyse girdim içerisi karışık baya ve ingilizce anons falan da yok neyse ki biraz rusça biliyorum alfabeden falan anladım hangi durağa gidiceğimi. Ćiktim sonra birilerine sorayim dedim millet ingilizce biliyor ama milliyetci oldukları için konuşmuyolar çok sinir oldum ama iyi yanlarından biri her yerde free wifi var o sayede buldum gideceğim yeri gittim yerlestim. Sonra çikti geziyorum elimde marketten aldigim bikac bisey var yedim çöpe attim atarkende rüzgardan uçmuş gitmis arkadan birileri bağırıyor ama hiç üstüme alinmadim biri geldi omzumdan tuttu al bunu çöpe at dedi. Ben şok giderli falan konustu tek de değil tamam abi dedim 😀 1 hafta kaldim havaalanlarinda yattim metro da yattim ilerleyen günlerde devam edicem bu hikaye ye :)
1 Ocak 2016 Cuma
Hikayemizin 'başlangıcı ve sonu'
Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük Mevlanakapı'da ve babası zabıtaydı. Alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu da anasıyla yoksul, perişan.. Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. Bi de zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi yeşilçamda. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte, ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkini aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı... Sonunda o da geldi gittik. Bizde herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. İki taksi bi dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bi gün orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bi etek dizine kadar, çorap giymemiş üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi soruşturma.. dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl zagora kesikmiş. Zagorda kaftiden içerde o sıra. Bi gün, süslenmiş püslenmiş, zırt geçti dükkanın önünden yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı: minibüs, otobüs, geldik sağmacılar'a benim içimde bi sıkıntı.. işi anladım tabii: zagoru ziyarete gidiyordu.Bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. O ara zagor içerden çıktı. Sonra bi duyduk; kaçmış bunlar altı ay mı bi sene mi kayıplar. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkana gelişini hiç unutmadım. Benim hatuna bile dokunamaz oldum sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor; biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence etmişler buna. Arkadaşlarının öcünü alıyorlar kaltağa da öyle... Öncü öldü dediler zagora sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. Bizim ki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo, önce tanıyamadım.Anlayınca içim cız etti, cız etti de ne ? tornavida yemiş gibi oldum. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama başka güzel orospu. Orhanın şarkıları gibi. Kalktı böyle dimdik konuşmaya başladı: dedi para lazım, çok para. Zagora avukat tutacakmış ilerde öderim dedi. Esnafız ya biz de 'nasıl'? diye sormuş bulunduk. Orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum, içime birşey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! İşte o gün bi inandım orospuyla tam 20 yıl geçti. Uzatmayalım zagora müebbet verdiler, ama rahat durmaz piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor, orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım: bende onun peşinden... önce dükkan gitti, arkasından taksiler, karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu tınmıyo hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyo milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım, evlenelim, pederi kandırırım, zagora bakarız; ama yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. Ne yaptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. Yeminler ettim, doktorlar hocalar kar etmedi. Her seferinde yine kendimi onun yanında buldum, bir keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, oh dedim kendime kurtuluyorum. Bu da akıllanmış gözüküyor, yüzü gözü düzelmiş. Çocuk diyo başka birşey demiyo. Sonra zagor rahat durmuyo bi isyan çıkıyo kaçıyor hapisten. Orouspu da duyar duymaz peşinden ee kocası da peşinden. Diyarbakır'a kadar kovalamaca orda yakalıyor ikisini de ama adam delikanlı çıkıyor birşey yapmıyor bunlara. Sonra geri gidiyor bırakıyor onları bende malımı biliyorum Diyarbakır'da surların altında bi gecekonduda buldum bunları. O gece oturup düşündüm, oğlum .... dedim kendi kendime yolu yok çekeceksin isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle yol bellii eğ başını, usul usuk yürü şimdi. İşte o gün bugündür usul usul yürüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




